• Adres: Anadolu Sinemacılar Derneği (Festival Ofisi) 38280 Talas – KAYSERİ
  • Telefon: +90 (0) 352 437 70 10
Amina
Kıvılcım Akay
Senegalli bir göçmen olan Amina, İstanbul’da bir tekstil şirketinde mağaza modeli olarak çalışmaktadır. 7 yıl önce kızının ihtiyaçları için, ondan ayrı kalmayı göze alarak Türkiye’ye göç etmiştir. Bir gün kızına ve ülkesine geri dönebilme umuduyla yaşadığı zorluklara göğüs gererken, bir yandan da gerçek bir model olabilmenin hayallerini kurar. Amina, bir göçmen olarak içinde yaşadığı gerçeklikleri ve hayalleri arasında gelgitler yaşar.
Ardında Kalanlar
Nuray Kayacan
Anadolu’nun küçük bir kasabasında birkaç arkadaşıyla başladığı sinema yapma hikâyesini “Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak” filmi ile gerçekleştiren Ahmet Uluçay, Kütahya’nın bir köyünde doğup büyüyen, eğitimi olmayan, kamyon şoförlüğü ve tavukçuluk yapmış bir dehadır. Babası, annesi, köylüleri ve senaryosunu okutmaya çalıştığı pek çok kişi görünenin ardına bakmadıkları için onun sinemaya olan tutkusunu yok sayarlar. Kült eserini, maddi zorlukların, hastalığının verdiği sıkıntıların, kendine inanma, diğerlerini inandırma gayreti eşliğinde bitirir. Yurtiçi ve yurtdışındaki festivallerden 40’a yakın ödül alır. Aldığı ödülleri evin tüm geçimini sağlayan, kamyonu tamir ederken feneri, film çekerken kamerayı tutan eşi Ayşe’ye ithaf eder. Hayatı ve kendini tanıma ve anlama çabası içerisinde olan insanın karşılaştığı güçlüklerle mücadele ederken anlaşılma ve destek görme arzusunun tipik bir örneğidir o. Sabır, sebat ve inancın serencamı olarak hafızalarda yer eder. Kendisine inanan bir insanın tüm olumsuz koşullara rağmen dilerse aşamayacağı hiçbir engel olmadığını gösterir bizlere. Hastalığının acısı, yoksunluk ve yoksulluğunun ıstırabı ile uğraşırken, gerçek sinema sanatının kalesini de korumaya çalışan çocuk ruhlu bir şövalyedir Ahmet Uluçay. Bu belgesel eşinin hayallerini gerçekleştirmesi için destek olan, onun görevlerini dahi üstlenen örnek eş, örnek insan Ayşe Uluçay’ın, “en iyi arkadaşım” dediği oğlunun ve omuz omuza vererek filmlerini yaptığı “Tepecik Köyü Arkadaş Sinema Grubu” üyelerinin, Ahmet Uluçay ile hatıralarını ve şu anki yaşamlarını konu edinmektedir
Asfaltın Altında Dereler Var
Yasin Semiz
Kavaklıdere, Hoşdere, Bentderesi, Cevizlidere, İncesu caddesi... Ankaralılar farkında değiller ama her gün Ankara’nın sokak ve caddelerinde yürürken aslında yer altında kalmış derelerin üstünden geçiyorlar. “Asfaltın Altında Dereler Var!” belgeseli, Ankara’nın kayıp derelerinin izini sürüyor ve bu derelerin tekrar günyüzüne kavuşturulması için verilen mücadeleye ışık tutuyor.
Bir Rüya Gördüm
Burcu Esenç & Can Tekin Cantez
Bir rüya gördüm, anlatsam da anlamazsınız, çünkü Ubıhçaydı” demişti dünya üzerinde Ubıh dilini konuşan son insan Tevfik Esenç. 1864 yılında büyük Çerkes sürgünü ile Anadolu topraklarına sürgün edilen Ubıh halkının anadili Esenç’in 1993 yılında ölümü ile dünya üzerinden yoko ldu. Oysa Esenç 88 yaşına kadar anadili için mücadele etti. Hayata son vedasını anadilinde yaptı ve ölüm döşeğinde hiç kimse sözlerini anlayamadı.
Gökdelenlerin Gölgesinde Yaşamak
Furkan Ruşen
Teknolojinin gelişmesi ile birlikte mimari olarak da yapılar büyük bir gelişime ve değişime uğramıştır. Bu değişim ve gelişim ile yapılar giderek yükselmeye ve gücün temsili haline gelmiştir. Yükselen yapılar ile birlikte gecekondular gökdelenlerin arasında sıkışmaya ve gölgesinde kalmaya başlamışlardır. Mekânsal olarak birbirine çok yakın olmasına rağmen iki yaşam arasında çok büyük farklılıklar olduğu gözle görülür bir şekildedir. Evrensel olarak gökdelenlerin arkasında ya da arasında kalmış gecekonduları görmek mümkündür. Ülkeler, birbirleriyle yarış edercesine rekabet halinde gökdelenler inşa etmeye çalışırken milyonlarca gecekondularda yaşayan vatandaş arka planda kalmaktadır. Daha çok gökdelen manzarasıyla hatırlarımızda kalan şehirlerin arkasına yani gökdelenlerin gölgesine baktığımız zaman gecekondulara rastlamaktayız. Sadece kadrajımızı bazen değiştirmemiz ve farklı bir pencereden bakmamız bizi gerçeklikle karşı karşıya getirmektedir. “Gökdelenlerin Gölgesinde Yaşamak” adlı belgesel, iki yaşam arasındaki farklılıklara değinmektedir. Gecekondularda yaşamak zorunda olan ve ne zaman evi yıkılacak diye bekleyen insanlar, bu farklılık hakkındaki duygularını, düşüncelerini ve en önemlisi samimiyetlerini paylaşmaktadırlar. Beş kişiyi gördüğümüz belgeselde her bir konuşan, farklı bir bakış açısıyla ve farklı bir hissiyat ile seyirciyle buluşuyor. Duygu ve düşüncelerini dinlediğimiz ve Bomonti’de yaşayan Olcay Erdal, Aysel Yıldırım, İbrahim Çokuyar, Orhan Kalenderoğlu ve Levent Ördekbay, seyirci ile bir hissiyatı paylaşmaktadırlar. Bu hissiyat, yaşam mücadelesinin ne denli zor olabileceğidir. Belgesel, öncelikle konuşanların siyah beyaz görüntüleri ile başlamaktadır. Konuşmaların başlaması ile birlikte mekâna dair kesitler sunulmaktadır. Yaşlı bir kadının çamaşır asması ile başlayan görüntüler yine belgeselin sonunda kadının evine girmesi ile bitmektedir. Son görüntüde ise Aysel Yıldırım’ın “Başka da bırakacak bir şeyim yok” sözleri ile belgesel sona ermektedir. Son olarak, bu belgesel gökdelenlerin gölgesindeki yaşamlara doğru bir pencere açmaktadır ve farklı açılardan da bakılması gerektiğinin altını çizmektedir. Sadece görüneni değil, görünenin ardındaki görünmeyeni de görmeye çalışmak gerektiğini vurgulamaktadır. Gecekonduda yaşam, hala mahalle kültürü, eski komşulukları, sokakta oynayan çocukları ve samimiyeti ile devam etmektedir. “Gökdelenlerin Gölgesinde Yaşamak” belgeseli de bu samimiyeti ve içtenliği seyirci ile buluşturmaktadır.
Sezen Sokakta
Bedran Güzel
Halen, sokakta müzik yaparak hayatını kazanmaya devam eden sokak müzisyenleri, daha önce sokakta çalmış ve sokağın ruhunu, tadını, müziğinde barındıran performans müzisyenleri, hiç sokakta çalmamış, konu müzik olunca, sokakta çalmayı aşkla deneyimleyen profesyonel müzisyenleri, SEZEN SOKAKTA belgeselinde hiç olmadığı kadar samimi ve içten bir şekilde hissedeceksiniz. Herkesin tanıdığı bildiği, kalbimizde, ruhumuzda iz bırakmış 10 Sezen Aksu şarkısının, bu kıymetli müzisyenler tarafından güzel Türkiye’mizin dört bir yanında, özgün ve özgür biçimde, açık alanda ve doğal insan kalabalığının olduğu mekânlarda, üstüne üstlük tamamen canlı olarak ve de en doğal halleri ile kaydedilmiş performanslarının duygularınıza dokunmasına izin verin. Erkan Güleryüz’ün yazıp hazırladığı, Yönetmen Bedran Güzel tarafından çekilen bu film, aynı zamanda “İNSAN”, “BEŞ DUYUSU” ve duyularımızın bizde uyandırdığı “TANIDIK OLMA HALİNİ” ana hikaye örgüsü olarak işliyor. Filmin ana hikayesini bir dış ses eşliğinde takip ederken, Sezen Aksu şarkılarına bambaşka bir bakış açısını keşfedecek, şarkılara göre şehir seçimindeki inceliğe hayret edecek, müzisyenlerin içten, samimi hallerinden duygulanacak, yönetmenin tüm bunları ince ince işleyip baş rol olarak şarkıları öne çıkarmasının sadeliğinde, “tanıdık bir SEZEN şarkısının” size hatırlattıkları ile baş başa kalacaksınız.
Kudüs’ün Işıkları
M. Abdülgafur Şahin
“Kudüs’ün Işıkları” bir grup Filistinli çocuğun günlük hayatından kesitler sunuyor. Belgesel, kutsal şehirdeki özel bir günün 24 saatini kayıt altına alıyor. Kadim şehrin dar sokaklarındaki büyük dünya bir sosyal antropoloğun, bir fırıncının, bir seyyahın ve bir öğretmenin gözünden yansıtılıyor.
Paradoks Bir Koşu
Evrim İnci
Kendi kararlarını kendileri veremeyen yarış atlarının üzerinden, bir yarış atına odaklanarak yarış sistemi üyelerinin fikirlerini söyleyen, onların yaşamlarını anlatan ve o kişilerin kazanma-kaybetme hikayelerine odaklanan, yaşamlarını doğal yollarla devam ettiren atlarla küçük karşılaştırmalar yapan eğlenceli bir belgesel.
Olmaz Dediler Oldu
Sinan Bal
6 aylıkken, geçirdiği havale sonucu spastik engelli olarak yaşamını sürdüren Ayhan Yarıcının hayatını içeren bir belgesel film, gençlik dönemine kadar içine kapanık bir yapısı olan Ayhan yarıcının, engelini arka plan da bırakıp, yapamazsın diyenlere inat sanatını icra etmek için çıktığı yolun mücadelesini anlatıyor.
Son Kabileler
Ebru Çakırkaya
İnsanoğlu binlerce yıl sadece hayatta kalabilmek için avlandı ve topladı. Hiçbirşeyi yok etmeden, doğanın bir parçası olarak yaşadı. Bugün yeryüzünde bu yaşam döngüsünün devam ettiği yalnızca birkaç bölge kaldı. Bu çok özel yerlerden biri de Namibya’nın Tsumkwe bölgesi. ‘SON KABİLELER’ binlerce yıllık gelenekleriyle Namibya’nın sıradışı halklarından Ju Hoansi San’ların atalarından günümüze korudukları kültürel miraslarını, doğayla bütünleşmiş yaşamlarını, anlatıyor. Koma, ergenlik döneminde bir San gencidir. Artık onun da avcı olarak kendini ispatlama zamanı gelmiştir. Bu, Koma’nın yaşamının en önemli dönüm noktalarından biridir. San geleneklerine göre kabilenin erkeklerinden iz sürme ve avlanma yöntemlerini öğrenip, ilk avını gerçekleştirecektir. Koma, tek başına ilk büyük antilobunu avlayıp, kendini kanıtlayabilecek mi? Büyükanneler Gunna ve Kuse kabilede gerçekleşecek yeni evlilik için kimleri uygun görecek? Kabilenin yeni gelin ve damadı kim olacak? Belgesel, heyecanları, kaygıları, mutlulukları ile San kabilesinin doğanın içindeki doğal yaşamına, binlerce yıldır korudukları kültür miraslarına odaklanıyor.